Bayrak edebiyatı yada Bayrak severlik

Bizler insanlığın gerçek kurtuluş ve özgürlüğü için sahip olduğumuz sembolleri, kavramları yaygınlaştırmalıyız. Komünistlerin, devrimcilerin dalgalandıracakları tek bayrak ise, şanlı komünizmin kızıl bayrağıdır. Anlık kazançlar ya da taktik politikalar adı altında gerici dünya ve düşüncelerle uzlaşmak, bu dünyanın argümanlarına sarılmak oldukça yanlış ve tehlikelidir

HABER MERKEZİ (19.06. 2015)- Gazetemizin 101. Sayısında yayınladığımız “Bayrak edebiyatı ya da bayrakseverlik!” başlıklı analiz yazısını okurlarımızla paylaşıyoruz:

“7 Haziran parlamento seçimleri, AKP’nin 13 yıl sonra tek başına hükümet kuracak çoğunluğu elde edememesi ve buna sebep olan HDP’nin %10 barajını aşarak parlamentoya 80’in üzerinde milletvekili göndermesiyle önümüzdeki dönem siyasetini belirleyecek bir sürecin kapılarını araladı. Seçim sonuçlarına dair hemen her kesimin analizleri olacaktır. Maoist komünistler de 7 Haziran seçimlerine dair bütünlüklü bir analiz gerçekleştirerek önümüzdeki dönem politikalarında bu alana ilişkin perspektifini somuta uyarlamaya çalışacaktır. Seçim süresince HDP tarafından yürütülen kampanya, bazı yanlış ve eksik yönleri olsa da esasta başarılı bir şekilde sürdürülmüş ve bu kampanya çalışması kitleler nezdinde önemli bir karşılıkta bulmuştur. Esas olarak Kürt Ulusal Hareketi ve devrimci-demokratik güçlerin oluşturduğu, DHF ve diğer birçok örgütlenmenin ittifak yaptığı HDP, kuşkusuz parlamentoda önümüzdeki dönemin merakla izlenecek siyasi öznesi olacaktır. Bu kısa vurgulardan sonra yazımızın konusu olan ve son dönemlerde HDP tarafından miting ve eylemlerde bilinçli bir şekilde kullanılan Türk bayrağı meselesine dair düşüncelerimizi ifade edeceğiz. Malum, sınıflı toplum gerçekliği içerisinde hiçbir şey bu gerçeklikten muaf değildir. Sınıf mücadelesi ve çatışması sadece askeri ya da siyasi olarak değil, bin bir türlü yöntem ve araçla her gün her an kendisini yeniden üretmekte ve karşıt-düşman olduğu sınıfı alt etmek için yoğun bir mücadele içerisinde girmektedir. Günümüz dünyasında da her olgu, olay, kavram iki karşıt kamp olarak burjuva dünya ile proleter dünyaya hizmet etmektedir. Bu gerçeklik niyetlerimizden bağımsız bir duruma işaret eder, objektif bir durumdur. Bundandır ki sınıflar üstü, sınıf meselesinden azade hiçbir şey yoktur. Sanattan, spora, siyasetten, savaşa her mesele o ya da bu şekilde bu iki kamptan birine hizmet eder. Sınırlar, diller, dinler, semboller, kavramlarda bu gerçekliğe göre ele alınmak durumundadır. Günümüz dünyasında yüzlerce ülke ve devlet bulunmaktadır. Bu devletlerin egemenlerinin küçük bir kısmı dünyanın geri kalanını tahakküm altına alan, sömürgeleştiren, kendisine bağımlı hale getiren uluslararası emperyalist devletlerdir. Her bir ülkenin, ister emperyalist, ister sömürge, ister bağımsız olsun, kendisini ifade ettiği çeşitli sembolleri vardır. Bayraklar ise bu semboller içerisinde oldukça önemli bir yere sahiptir. Hele ki sömürgecilik durumunun olduğu yerlerde bayraklar sadece bir sembol olarak değerlendirilmez. Bilakis böylesi yerlerde diğer meselelerle beraber bayraklar, yaşanan savaşın, mücadelenin önemli bileşenlerinden biridir. Bu genel doğruları ifade ettikten sonra ülkemiz somutuna ve tartışmamızın eksenine dönelim; malum “T.C.” devleti 1923 yılında, yarı-sömürge yarı-feodal, faşizmle yönetilen bir ülke olarak kuruluşunu ilan etti. “T.C.” devleti, ezilen-sömürülen emekçi halk kitleleri, Türk-İslam sentezini kabul etmeyeni bu sentezin dışında kalan çeşitli ulus, milliyet, inanç ve kültürlerini yok sayarak, baskı altına alıp en acımasız katliamlarla yok etmeye çalışarak varlığını ilan ve inşa etmeye başlamıştır. Bu inşa sürecinin en önemli sloganı da “tek devlet, tek millet, tek bayrak, tek dil, tek din” faşist-ırkçı anlayışın kendisidir. Faşist T.C. devleti, 100 yıla yakındır kendi gerici iktidarını sürdürmek için, özellikle “vatan-millet-bayrak” edebiyatını oldukça yoğun bir şekilde kullanmış ve Türk-İslam sentezli bir toplum inşa etmeye soyunmuştur. Bu süreç boyunca, kendisine tehdit olarak gördüğü, bu inşa sürecine karşı çıkan, isyan eden, dışında kalmak isteyen her toplumsal kesimi, baskı ve katliamla dize getirmeye çalışmıştır. Bir dönemler “komünizme karşı mücadele” adı altında “vatan-millet-bayrak” edebiyatına sarılmış, faşist-milliyetçi politikaları geniş kitleler üzerinde ideolojik bir hegemonya olarak tesis etmeye çalışmıştır. Yine Kürt ulusuna karşı imha ve inkar temelli bütün saldırıları, baskı ve katliamlarını bu edebiyat çerçevesinde “bölünme” paranoyası üzerinden gerekçelendirmeye çalışmıştır. Kuşkusuz faşist T.C.’nin bu şoven-milliyetçi politikaları Türkiye-Kuzey Kürdistan halkları üzerinde, özelde Türk ulusu içerisinde, önemli bir etki yaratmış ve devletin ideolojik hegemonyasının tesisinde önemli işlevler görmüştür. Çok kısaca anlatmaya çalıştığımız tüm bu süreç boyunca T.C. devleti diğer yöntem ve araçları yanında Türk bayrağını da oldukça etkili bir araç olarak kullana gelmiştir. Türk bayrağı öylesine alelade, sadece sembolik değeri olan bir bez parçası değildir. Bilakis faşist bir devletin kendi gerici iktidarını kurma ve devam ettirme sürecinin en önemli sembollerinden biri haline gelmiştir. Bu durum, Türkiye-Kuzey Kürdistan ezilenleri-emekçileri yanında özellikle bu kitle içerisinde bulunan başta Kürt ulusu olmak üzere, Ermeniler vb. diğer ulus ve milliyetler için daha fazla önem arz etmektedir. Türk bayrağı, faşist T.C. devletinin Kürt ulusu üzerinde 100 yıla yakındır sağlamaya çalıştığı imha-inkar politikasının önemli araçlarındadır.

 “Türkiyelileşme” ya da bayrağa olan saygı!

 HDP, seçim kampanyası boyunca başarılı bir süreç izledi dedik. Bu sürecin göze çarpan ve yanlış hanesine yazılması gereken iki önemli başlığı ise din ve bayrak meselesinde ortaya konan anlayış ve pratiktir. Hatırlanacağı üzere faşist Tayyip Erdoğan tarafından yapılan mitinglerde, din ve bayrak edebiyatı üzerinden geniş kitlelerin geri duygularına oynanarak daha fazla oy kazanma ve HDP’yi gözden düşürüp, etkisizleştirme çabalarına yoğunca tanık olundu. Faşist düzen partileri ve temsilcileri itibariyle böylesine kirli bir siyasete çokça aşinayız. Fakat HDP ve Eş Genel Başkan Selahattin Demirtaş’ın din ve bayrak meselesinde sergilediği pratik, kitlelerin geri duygularıyla uyuşma, bu alana oynama biçimi ile yanlış ve tehlikeli bir duruma işaret etmektedir. Kitlelerdeki geri pozisyonu aşmanın yolu, aynı gerici sahaya oynamak değil, bilakis en doğru araç ve yöntemlerle bu gerilikle mücadele etmektir.

Kürt Ulusal Hareketi ve rengini verdiği HDP’nin “Türkiyelileşme” projesi, sistem içi mücadele kanallarına meyledip, bizzat muhatapları tarafından bunun kabul edilmesine dönük bir hamledir. Bu hamledir ki, düne kadar “Türk şovenizmi, faşizm” vb. olarak radikal bir şekilde karşı çıkılan bazı politika ve argümanların bugün bizzat PKK tarafından uygulanmasını getirmiştir. HDP mitinglerinde bilinçli bir şekilde ön plana çıkartılan T.C. bayrakları, bir yanıyla geri-milliyetçi duygularla uzlaşma diğer yanıyla da Türk hakim sınıflarına bir mesaj anlamı taşımaktadır. Üzerinde yüz binlerce insanın kanı olan, nice katliamın, işkencenin, baskı ve zulmün sembolü haline gelen T.C. bayrağının komünist, devrimci, demokratların ellerinde taşıdığı hiçbir pozitif anlam ve değer yoktur, olamaz. Bizlerin amacı kitlelere T.C. bayrağını sevdirmek değil, bilakis Türk-İslam sentezi üzerinden şoven-milliyetçi histeriye kapılan geniş kitleleri daha çok demokrasi bayrağına alıştırmak olmalıdır. Bunun yolu da kendi sembollerimizi, argümanlarımızı tereddüt etmeden geniş kitlelere götürmek, anlatmak ve ikna etmek üzerine kurulmalıdır. Bu durum özellikle Kürt ulusu için daha fazla anlam ifade etmektedir. Bir Kürde Türk bayrağını sevdirmeye çalışmak, en hafifinden celladıyla barıştırmak anlamına gelmektedir. Sömürge bir güç olarak görülen Türk devletinin sembolünü, sömürgeleştirilen ülke topraklarında dalgalandırmak ve sömürgeleştirilen Kürt ulusu ve halkının sevmesi için çabalamak, söz konusu sömürge durumunu sönümlendirmeye çalışmaktır. Düşünün ki, bir Filistinliye İsrail bayrağını taşıtıp sevdirmeye çalışıyorsunuz ya da bugün dünya halkları ve ezilen ulusların baş düşmanı olan ABD emperyalizmi bayrağını bir Iraklı ya da Afganistanlıya sevdirmeye çalışıyorsunuz… Bu örnekler ne kadar absürd ve yanlış ise Türk bayrağı etrafında yaratılmaya çalışılan politika da aynı derecede yanlıştır. Bizler insanlığın gerçek kurtuluş ve özgürlüğü için sahip olduğumuz sembolleri, kavramları yaygınlaştırmalıyız. Komünistlerin, devrimcilerin dalgalandıracakları tek bayrak ise, şanlı komünizmin kızıl bayrağıdır. Anlık kazançlar ya da taktik politikalar adı altında gerici dünya ve düşüncelerle uzlaşmak, bu dünyanın argümanlarına sarılmak oldukça yanlış ve tehlikelidir. Dediğimiz gibi Türkiye-Kuzey Kürdistan halklarına T.C. bayrağı ya da din üzerinden bir siyaset taşımanın anlamı yoktur. Bilakis bizler ezilen ve sömürülen milyonların daha fazla bilinçlenmesi, örgütlenip gerici dünyayı temellerinden söküp atması için durmadan doğru, devrimci, ilerici politikaları taşımalıyız.”

 

Önceki İçerikSınırlar sizin olsun, gelecek bizimdir!
Sonraki İçerikOn yedi kızıl karanfilimize