Biz et siz tırnaksınız: istediğimizde keseriz, canımız sıkıldıkça kemiririz!

Erdoğan/AKP’nin Kürt ulusunun-bir ulusun duygularıyla oynamasının tipik bir gerçek olduğu açıktır. Verdiği sözler, yürüttüğü ilişki ve görüşmeler, barış sürecinde gelinen aşama ve gelinen bu aşamada Erdoğan’ın savaş kışkırtıcılığına doğru çizdiği falso salt HDP’nin barajı aşmasını engellemekle sınırlı olmadığı, bilakis yaptığı açıklamalar esasta onun burjuva sınıf karakterinin tezahürüdür

HABER MERKEZİ (09.05.2015) – Erdoğan tüm aşamalarda yaptıklarının toplamıyla Kürt ulusunun duygularıyla, beklentileriyle, umutlarıyla oynuyor. Haklı talepleri, demokrasi istemleri ve mücadelesiyle alay ediyor Kürtlerin. Son tahlilde bir ulusla alay ediyor, onu rencide ediyor… Neden ya da nasıl mı? Kürt ulusuna verdiği söz ve vaatler, manipülasyon ve demagojik özde de olsa gündeme getirdiği barış-çözüm süreci ve buna bağlı yaşanan gelişmelerle yaratılan ılıman iklim, dolayısıyla bu zeminde Kürt ulusunda yarattığı beklentiler, umutlar orta yerde dururken, şimdi kalkmış ‘’Kürt sorunu yoktur’’ ve akabinde ‘’karşılıklı masaya oturmak devletin çökmesi demektir’’ demekte, aynı zamanda HDP’ye son derece saldırgan üslupla saldırmaktadır. Kürt ulusuna bahşettiği şey, et olan kendilerine tırnak olmalarıdır. Öyle ya Kürt ulusu tırnak olsun ki, Türk hakim sınıfları istedikçe bu tırnağı kessin, istediğinde törpülesin ve can sıkıntılarında kemirsin! Erdoğan’ın bu söylemleri ne rastlantı, ne de anlamsız boş söylemlerdir. Onlar kesmeye, kıyımdan geçirmeye, kırıma ve katliam yapmaya alışkın ve bağışıklar nede olsa… Özcesi, Kürt ulusal kitlelerini umutlandırıp ılıman iklime çeken ve akabinde sorumsuzca bu umutlara su döken açıklamalarda bulunmak en hafif deyimle Kürt ulusunun duygularıyla oynamaktır. Kullandığı savaş dili veya savaş diline alenen geri dönüşü de Erdoğan’ın gerçek sınıfsal yüzüdür. Eklemekte yarar var ki, HDP büro ve binalarına yapılan saldırıların sorumlusu da yaptığı açıklamalarla doğrudan bu saldırıları teşvik ve tahrik eden kışkırtıcı-provokatör Erdoğan ve AKP’dir.

Erdoğan/AKP’nin Kürt ulusunun-bir ulusun duygularıyla oynamasının tipik bir gerçek olduğu açıktır. Verdiği sözler, yürüttüğü ilişki ve görüşmeler, barış sürecinde gelinen aşama ve gelinen bu aşamada Erdoğan’ın savaş kışkırtıcılığına doğru çizdiği falso salt HDP’nin barajı aşmasını engellemekle sınırlı olmadığı, bilakis yaptığı açıklamalar esasta onun burjuva sınıf karakterinin tezahürüdür.

Erdoğan Kürt ulusal sorunuyla ilgili özü tuzak ve tasfiye olan ‘’Çözüm-Açılım’’ safsatalarıyla bugüne kadar ahkâm kesti. Kürt sorunu var dedi ve sözüm ona ‘’çözüm-açılım’’ hamleleri geliştirerek önemli bir yanılsama yaratmayı başardı. Bir dizi liberal aydın çevrenin desteğini aldı, ‘’yetmez ama evet’’çilerden destek buldu. Dahası tasfiye amaçlı geliştirdiği diyalog, görüşme ve müzakereye varan uzlaşma süreciyle Kürt ulusal hareketinin kalıcı nitelikte ateşkes yapmasını sağlayarak çatışmasızlık ikliminde ‘’barış süreci’’ görüşmeleriyle masaya çekti. Erdoğan inkâr ve asimilasyondan da bahsetti ve sorunu kabul ederek inkara son verdiklerini, aynı zamanda Kürt sorununa ilişkin yaptıkları ve yapacakları düzenlemelerle, Kürtlere tanıdıkları ve tanıyacakları haklarıyla birlikte asimilasyona da son verdiklerini-vereceklerini övünerek söyledi. Daha birçok şey söyledi Erdoğan. Kısacası işine gelen her şeyi söyledi ve işine geldikçe istediğini söylemekten sakınmadı. Ama bütün bu söylediklerini bir anda inkar reddederek şimdi ‘’Kürt sorunu yok, Kürt vatandaşlarımın sorunları var’’ demektedir. Erdoğan’ın sınıf karakterini biliyoruz ama hangi Erdoğan gerçek Erdoğan’dır. Kürt sorunu var diyen mi, yoksa yok diyen mi? Erdoğan o kadar ucube ki onu söylemleri üzerinden tarif etmekte zorlanmamak mümkün değil.

Neden Kürt sorunu artık yokmuş?! Söylediklerine göre; Kürdistan bölgesine yatırımlar yapmış, yollar ve havaalanı yapmış vb vs… ‘’Türkiye’’ bölümüne ne yatırımlar yapmışsa aynısını Kürdistan bölgesine de yapmış(!?) Oradaki bütün sorunları çözmüş(!?) İşte Kürt sorunu bunun için ya da bunlardan dolayı artık yokmuş. Mantığı veya gerekçesi bu Erdoğan’ın…

Aslında kendisi de söylediklerine inanmamaktadır. Çünkü, çok iyi bilmektedir ki, Kürt sorunu salt ekonomik problemlerle alakalı ve onlarla sınırlı bir mesele derekesine indirgenemeyecek kadar farklıdır. Ulusal sorun ve talepler ekonomik talepleri aşan ve daha önde gelen ulusal bağımsızlık, statü, ulusal halk ve özgürlükler, dil sorunu, eğitim sorunu, kültür sorunu, öz yönetim ve kendi kendini yönetim sorunu, milli baskı sorunu, milli bağımsızlık sorunu, milli devletlerine sahip olma sorunu, kısacası ulusun ulus olarak bağımsız devletine sahip olup kendi kaderini tayin etme hakkına sahip olmasından tutalım da, bütün hak ve özgürlüklerinin üzerindeki Türk hakim sınıflarının milli baskısı, zulmü, kıyımı olarak belirir…

Ekonomik yatırımlarla bütün bu meseleler hal edilemeyeceği gibi, zindanda ziyaretine gelen annenle ana dilini konuşabilirsin diyerek ve/veya ‘’Kürtçeden başka dil bilmeyen yaşlı insanların mahkemelerde Türkçe konuşma zorunluluğuna son vererek dilleri olan Kürtçe konuşmalarını serbest bırakarak da ulusal sorun ortadan kaldırılmış-sorun çözülmüş olmaz. Erdoğan’ın ufkunun darlığından ileri gelen bir problem olsa razıyız ama biliyoruz ki mesele Erdoğan’ın sığlığından öteye sınıfsal art niyetine ve bilinçli çarpıtma ya da demagojiye başvurmasıyla alakalıdır.

Seçim süreci ve buna endeksli hesaplanan başkanlık sistemine geçiş meselelerindeki Kürt siyasi partisinin ve genel Kürt ulusal hareketinin tavrı Erdoğan’ı falso yaptırarak Kürt düşmanlığında keskinleşmesi ve ‘’köpek dişlerini’’ göstermesine bir nedendir. Seçimlere doğru giderken yapılan anketlerde HDP ve Türk milliyetçisi kesimlerin oylarının artmasını izleyen AKP/Erdoğan milliyetçi oylara göz dikmeyi de ihmal etmemiştir elbette. HDP’nin barajı aşması ise Erdoğan’ın başkanlık rüyalarını kabusa çevirecek olan önemli unsurların başında gelmektedir. Bunun için Kürt karşıtı-düşmanı söylemle HDP’ye dönük kitlelerde gelişen olumlu eğilimi engellemeye çalışmaktadır. Ama bundan da öteye ırkçı milliyetçi burjuva faşist özünün daha fazla saklanamaz olup Kürt düşmanlığının dışavurumunu ifade etmektedir bu söylemler. Çünkü, Kürt ulusunun her kazanımı ve elde edeceği her statü burjuva hakim sınıfların çıkarlarına aykırıdır. Teslim alıp kolayca tasfiye edemeyeceğini gören Erdoğan/AKP kendisinin geliştirmek zorunda kaldığı süreci sabote etmekte, saldırgan dil kullanarak savaşa kışkırtıcılığı yapmaktadır.

Aynı masada karşılıklı oturmak devletin çökmesi demektir biçimindeki açıklamalarıyla barış-diyalog ve hatta müzakere sürecine adeta nokta koyma tavrını sergilemektedir. Yasal düzenlemeler yapmak da dahil, heyetlerle görüşmeler yürüten, bunları muhalefetin eleştirilerine karşı açıkça savunan, akil adamlar gurubu oluşturan, protokoller imzalayan vb vs sanki kendileri değilmiş gibi, sanki bugüne kadar yapılan şey masada karşılıklı oturmak değilmiş gibi, sanki İmralı ve Kandil heyetleri bu masanın ürünleri değilmiş gibi, kendisini inkar ederek şimdi kalkmış karşılıklı masaya oturmak yıkımdır demektedir. Erdoğan ya tüm tükürdüğünü yalayacak ya da savaşa yeniden dönecek, konuşmalarının işaret ettiği budur.

Kısacası daha derin bir arka planda Rojava-Kobane Suriye meselelerinde Kürt ulusu cephesiyle çakışmayıp yaşadığı çatışmadan dolayı yürütülen ‘’barış süreci’’ görüşmeleri veya süreci tıkamaya dönük açık mesajlar vermektedir. İstediği gibi Kürtleri kullanamayacağını, burjuva hesaplarına manivela edemeyeceğini görmekte, dolayısıyla kudurmaktadır. Savaş diliyle verdiği mesajla somutta hem Kürt ulusal hareketine geri adımlar attırmayı hesaplamaktadır, hem Türk milliyetçisi oyları almayı tasavvur etmektedir. Yani dönüp dolaşıp seçimlerle bir alaka yakalamaktadır mevcut Erdoğan hali…

Kürt ulusunun verebileceği taviz artık yoktur. Zira gereğinden fazla taviz vererek süreci zorlayarak bugünlere getirmiştir. Asimilasyona, imha ve inkara, kıyımlara, inanılmaz baskı ve acılara, milli zulmün tamamına maruz kalan Kürt ulusudur. Buna rağmen ödünler vermek durumunda kalan yine Kürt ulusudur. Buna karşın milli zulüm, baskı, akla gelmez işkence, katliamlar gerçekleştiren Türk hakim sınıflarıdır. Ama tavize doymayanlar da yine Türk hakim sınıflarıdır. Bu durumda Kürtlerin ‘’etle tırnak olmak’’ safsatadır, Kürtlerce kabulü olanaksızdır.

Belki mücadele tarihleri boyunca en iyimser, en umutlu duygular içindeydi Kürt ulusu. Barışın geleceğine inanıyor, hak ve özgürlüklerine ulaşabilmenin sevinciyle mutlu oluyorlardı… Ama diktatörler bu mutluluğu reva göremezdi Kürtlere. Onların duygularını anlayamazlardı asla. Anlamadılar. Masaya karşılıklın oturamayız dediler. Kürt sorunu yok dediler yeniden… Saldırmanın koşullarını yaratmak için meydanlarda konuşmaya başladılar beyler… Ve beklentileri boşa çıkmış, hayalleri ve umutları yıkılmış, duyguları hiçe sayılmış Kürtler daha iyi tanımaya karar verdi Kürtler… Umutlarıyla oynayanların saltanatlarını başlarına yıkmanın zorunluluğunu gördü Kürtler…

 

Önceki İçerikAtaş Dersim’de çalışmalara katıldı (Foto-Haber)
Sonraki İçerikKatledilen canlardan emperyalist-kapitalist sistem sorumludur!