KİTLELERDEN ÖĞRENME BİLİNCİNİ KUŞANALIM

Sınıf mücadelesinin temel içeriği kitleleri örgütlemek ve devrime taşımaktır. Kitleler adına yapılan devrim mutlaka kitlelere dayanmak ve kitleleri esas almak durumundadır. Kitlelere dayanmayan, kitlelerden öğrenmeyen, kitleleri devrimin merkezine koymayan hiçbir devrim hareketinin gelişme ve proleter bir devrim gerçekleştirme ve sürdürme zemini asla olamaz. Olsa dahi bu devrimin kendisine ve kitlelere yabancılaşması ve son tahlilde zıddına dönüşmesi kaçınılmazdır. Dolayısı ile devrimimiz baştan itibaren mücadelenin her sürecinde kitlelerden kitlelere doğru siyasetini hayata geçirmek ve bu bilinci kuşanmak zorundadır. Hiçbir tarihsel süreç, koşul ve zorunluluk bu ileri perspektiften geri adım atmayı meşrulaştıramaz. Geçmiş devrim süreçleri başta olmak üzere yaşadığımız bütün tecrübeler defalarca kez bizlere kanıtlamıştır ki kitleleri öteleyen, kitlelere sadece destekçi rolünü biçen ve kitlelerin tarihsel öğretici yanından öğrenmeyen bir devrim hareketinin yenilmekten ve geriye düşmekten başka bir yeteneği olamaz.
Kitle politikası bir devrim hareketinin karakterini belirleyen bir içerik taşır.  Kitleler ile devrim hareketi arasında güçlü bir diyalektik bağ vardır. Bu diyalektik bağı bilimsel bir zeminde ele alan ve kitlelerin o muazzam kahredici devinimini harekete geçiren bir toplumsal öznenin yıkamayacağı hiçbir gerici bent yoktur. Tüm bu gerçekliklerden kaynaklı sınıf mücadelesi düzleminde attığımız her adım kitlelere dayanmalı ve kitlelerden beslenmelidir. Gerek dünya’da gerekse de mücadele yürüttüğümüz coğrafyada bu anlamda ciddi tecrübeler ve birikimler bulunmaktadır. Kitlelerin yaratıcılığını ve değiştirici/dönüştürücü muazzam etkisini somutlayan bir yığın gelişme bizlere referans ve yol göstermektedir. Bunun en yakın ve canlı örneğini ise Gezi/Haziran ayaklanması oluşturmaktadır. Kitlelerin Gezide ortaya koydukları irade ve yarattıkları toplumsal etki adeta bir yol ayrımını işaret eden dinamo rolü oynadı. Gezi/Haziran ayaklanması sonuçları itibari ile hem AKP iktidarı nezdinde egemenler cephesinde,  hem de devrim hareketi cephesinde alışılagelmiş bir yığın geleneksel tabuları, önyargıları ve bilinçleri yıkan bir muhteva ortaya çıkarmıştır. Devrim hareketi açısından yarattığı etkinin en belirgin temeli takatten düşmüş, politik olarak tıkanmış,  yenilenmeye ayak direyen bir noktada umut yaratmış ve ön açıcı güçlü bir zemin yaratmıştır. Gezi/Haziran ayaklanması vurgulamak gerekir ki devrim hareketini silkelemiş ve sarsmıştır. Gezi/Haziran sürecini doğru okumak ve dersler çıkarmak devrim hareketinin temel görevlerinden biridir. Gezi/Haziran sürecinin derslerini ve çıkarılması gereken sonuçları 3.Kongresinde ciddiyetle ele alan Maoist Komünistler, kitlelerin rolüne ilişkin şu vurguları yapmıştır.
‘’ Yok farz edilen ve bir hiç olarak gösterilen ezilenlerin her şey olduğu, mücadelede bilinçli bir özne durumuna geldiklerinde her şeyi kazanacakları bir kere daha görülmüştür. Halkların denetimindeki görevliler ve hizmetliler yönetiminin, üstün zekâlı denilen burjuva hiyerarşik örgüt ve yönetme modeline karşı halk kitleleri konuları nasıl ele almalı sorusunu da cevapladı. Mütevazıde olsa Paris Komünü’ne, Sovyet fikri ve Şangay Komünü tasavvuruna somut ve güncelde nasıl olacağına ilişkin katkıda bulundu. Elbette son derece gerekli olan komünist önderlik ihtiyacını da ortaya çıkardı. En büyük önder olan halk kitlelerinin stratejik, gerçek önder ve belirleyici halka olduğunu gösterdi. Ve kitlelere güvenmeyen, tabandan biriken öfke mayalanmasıyla birleşme görevini yerine getirmeyen, hem tarihini hem de günceli çok yönlü ve bütünlüklü olarak sorgulamayıp gerekli dersleri çıkaramayan, Kendisini ayrıcalıklı ve çokbilmiş gören devrimci ve komünist hareketi de silkelemiş ve yeniden doğrularak görev başına davet etmiştir. Gerçek hayatı ve dünya yı olumlu ve olumsuzluklarıyla, ezen ve ezilen cephesinden gelişmeleri ve içinden geçilen somut süreçleri doğru okuyamayıp, eskide ve statüko zaptiyeciliğinde ısrar edenlere ise devrimci eylem adeta tokat atarak iyi bir ders vermiştir.
Kitlelerin öğrencisi olmamakta ısrar ederek anlayış ve pratikleriyle onlara empoze projeler, politika ve çizgiler üzerinden örgütleme ve mücadele yürüyüşüyle halkların doğru temelde örgütlenemeyeceği ve geleceğin kazanılamayacağını da kabul etmek zorundayız. Devrimlerin asla ithal ve kaba bir tekrar olmadığı bir kez daha görülmüştür.’’
Son derece önemli olan bu dersleri ve belirlemeleri bilince çıkarma, kavrama ve somutlaştırma meselesinde hala oldukça geri bir noktada olduğumuzun altını çizmek durumundayız. Hala esas olarak saflarımızda ve bütünlüklü politik yaklaşımlarımızda eskinin geleneksel alışkanlıklarının hâkim olduğunu açıkça belirtmek gerekiyor. Değişen yeni toplumsal gelişmelere cevap olamayan eski geleneksel alışkanlık, çalışma tarzı, düşünüş tarzı, örgütleme modelleri ve araçları ile mevcut toplumsal gerçeklikle buluşma ve ileriye taşıma zemini asla olamaz. Bu perspektif doğrultusunda tüm örgütlü güçlerimiz ve kurumlarımız Gezi/Haziran ayaklanmasının derslerini ve bu dersler üzerinden ilerleyen ve doğru sonuçlar çıkaran Maoist komünistlerin yeni yönelimi ve bilinci ile kuşanmak zorundadırlar. Yeni toplumsal gelişmeler ve güçlenen devrimci durum bizlere bunu dayatmaktadır.

Önceki İçerikKISACA SEÇİM EKSENLİ PRATİĞE DÖNÜK ELEŞTİRİLER ÜZERİNE!
Sonraki İçerikSınıf perspektifiyle tarihsel kesitin görevlerini kavrayalım!